Başkasına can kurban da kendine gelince niye üvey evlat muamelesi yapıyorsun?
Başkalarına gösterdiğiniz sınırsız şefkati kendinizden esirgemenizin temel nedeni, öz değerinizi yalnızca başkalarının onayına ve onlara sağladığınız faydaya bağlamış olmanızdır. Bu durum, ruhunuzun derinliklerinde kendinizi bir ‘üvey evlat’ gibi dışlanmış ve ihmal edilmiş hissetmenize yol açarken, başkaları için ‘can kurban’ diyerek kendi enerjinizi tüketmenize sebep olur. Aslında kendinize yaptığınız bu haksızlık, fedakarlık değil, öz saygınızın yavaş yavaş erimesidir. Artık bu adaletsiz dengeyi bozmanın ve kendi hayatınızın başrolüne geri dönmenin vaktidir.
Neden Başkaları İçin Bir Kahraman, Kendimiz İçin Bir Yabancıyız?
Hayatın karmaşası içinde çoğumuz, çevremizdeki insanların ihtiyaçlarını karşılamayı kutsal bir görev gibi görürüz. Arkadaşınızın morali bozulduğunda en iyi teselli cümlelerini kuran sizsinizdir; kardeşiniz maddi sıkıntıya düştüğünde cebinizdeki son kuruşu paylaşan yine sizsinizdir. Ancak aynı krizleri kendiniz yaşadığınızda, iç sesiniz size destek olmak yerine bir yargıç gibi tepenize biner. Kendinize karşı neden bu kadar acımasız olduğunuzu hiç düşündünüz mü? Bu durumun kökeninde genellikle çocukluk yıllarında atılan ‘uslu çocuk’ olma tohumları yatar. Başkalarını mutlu ettiğinizde aldığınız övgü, size ‘ancak başkalarına faydalı olursan değerlisin’ mesajını vermiştir. Bu yüzden, kendinize ayıracağınız zamanı veya göstereceğiniz ilgiyi bir ‘bencillik’ olarak kodlarsınız.
Hipotez olarak bir senaryo düşünelim: Bir iş arkadaşınız büyük bir hata yaptı ve projenin aksamasına neden oldu. Ona muhtemelen ‘Üzülme, hepimiz insanız, birlikte telafi ederiz’ dersiniz. Peki, aynı hatayı siz yapsaydınız? Muhtemelen kendinize ‘Bunu nasıl yaparsın? Ne kadar dikkatsizsin!’ diyerek günlerce kendinizi hırpalardınız. İşte bu, ‘üvey evlat’ muamelesinin en somut örneğidir. Kendinize karşı geliştirdiğiniz bu sert iç ses, aslında dış dünyadan gelebilecek eleştirilere karşı bir savunma mekanizmasıdır; ancak bu mekanizma sizi korumak yerine içten içe kemirir.
Öz Şefkat vs. Bencillik: İnce Çizgiyi Anlamak
Toplumumuzda ‘kendini sevmek’ kavramı sıklıkla ‘bencillik’ ile karıştırılır. Oysa bencillik, başkalarının haklarını gasp ederek sadece kendi çıkarını düşünmektir; öz şefkat ise kendi ihtiyaçlarının farkında olup, kendine de en az bir yabancıya gösterdiğin nezaketi göstermektir. Kendinize iyi bakmak, başkalarını ihmal etmek anlamına gelmez. Aksine, kendi ruhsal ve fiziksel sağlığını koruyan bir birey, çevresine çok daha kaliteli ve sürdürülebilir bir destek sunabilir. Uçaklardaki güvenlik anonsunu hatırlayın: ‘Oksijen maskesini önce kendinize, sonra çocuğunuza takınız.’ Eğer siz nefessiz kalırsanız, yanınızdakini kurtarma şansınız sıfırdır.
Detaylı bilgi: Networking’in Gücü: İş Bağlantıları Kurma Sanatı
Psikolojik araştırmalar, öz şefkati yüksek olan bireylerin zorluklar karşısında daha dirençli (resilient) olduğunu göstermektedir. Kendine ‘üvey evlat’ muamelesi yapanlar ise en küçük başarısızlıkta yıkılma eğilimindedir. Çünkü onların sığınacak bir ‘iç evi’ yoktur; kendilerini sürekli dışarıdaki onaylara göre inşa etmişlerdir. Bu sürdürülemez bir yaşam biçimidir. Kendinize ‘can kurban’ demeyi öğrenmek, narsisizm değil, bir hayatta kalma stratejisidir.
Fedakarlık Terazisindeki Adaletsizlik
Aşağıdaki tablo, çoğumuzun farkında olmadan uyguladığı o adaletsiz davranış biçimlerini özetlemektedir. Bu tabloya bakarken dürüst olun; siz hangi taraftasınız?
Sıradaki makale: Farkındalıkla Karar Verme: Günlük Seçimleri Kolaylaştır
| Durum / Senaryo | Başkasına Yaklaşımınız (Can Kurban) | Kendinize Yaklaşımınız (Üvey Evlat) | |
|---|---|---|---|
| Hata Yapıldığında | Anlayış, teselli ve çözüm odaklılık. | Ağır eleştiri, suçluluk ve utanç hissi. | |
| Yorgunluk Hissedildiğinde | “Hemen dinlenmelisin, sağlığın her şeyden önemli.” | “Daha çok çalışmalısın, tembellik yapma.” | |
| Bir İstek Geldiğinde | Kendi işini bırakıp yardıma koşma. | Kendi ihtiyaçlarını ‘ayp olur’ diye erteleme. | |
| Başarı Elde Edildiğinde | Büyük bir coşkuyla kutlama ve takdir. | “Zaten yapmam gerekiyordu, abartılacak bir şey yok.” |
İçimizdeki Zalim Yargıcı Susturmak
Kendimize üvey evlat muamelesi yapmamızın en büyük aracı ‘iç sesimizdir’. Bu ses genellikle ebeveynlerimizin, öğretmenlerimizin veya toplumun eleştirel seslerinin bir birleşimidir. Bu yargıcı susturmak yerine, onunla diyalog kurmayı öğrenmelisiniz. Ona, ‘Şu an beni eleştirerek beni korumaya çalıştığını biliyorum ama bu yöntem artık işe yaramıyor’ diyebilmek büyük bir adımdır. Kendinize karşı daha nazik bir dil geliştirmek, beyninizdeki nöral yolları bile değiştirir. Kendinize şefkat gösterdiğinizde vücudunuz oksitosin salgılar; kendinizi eleştirdiğinizde ise kortizol (stres hormonu) seviyeniz tavan yapar. Kendi kendinizi zehirlemeyi bırakmanın vakti gelmedi mi?
Sınır Çizmek: Hayır Demenin İyileştirici Gücü
Başkasına can kurban olup kendine üvey evlat muamelesi yapanların en büyük sorunu ‘hayır’ diyememektir. Hayır dediğinizde insanların sizi sevmeyeceğinden, yalnız kalacağınızdan veya ‘kötü biri’ olarak damgalanacağınızdan korkarsınız. Oysa sağlıklı her ilişkinin temeli sınırlardır. Sınır çizmek, karşıdaki insanı itmek değil, kendi alanınızı korumaktır. Eğer her şeye ‘evet’ derseniz, sizin ‘evet’lerinizin bir değeri kalmaz. Kendi sınırlarınıza saygı duymayan birinin, başkalarından saygı görmesi de beklenemez.
Detaylı bilgi: 5-HTP Takviyesi Kullanımı ve Faydaları
Hayali bir örnek daha verelim: Fatma Hanım, mahalledeki her cenazeye gider, her düğünde koşturur, komşularının çocuklarına bakar ama kendi diz ağrıları için doktora gitmeyi aylardır erteler. ‘Şimdi sırası değil, çocuklar okuldan gelecek’ der. Fatma Hanım aslında başkalarının hayatında var olarak kendi hayatındaki boşluktan kaçmaktadır. Kendi acısına bakmak, başkasının acısına bakmaktan daha zor geldiği için ‘can kurban’ rolüne sığınır. Ancak bu kaçış, bir gün bedenin isyan etmesiyle (psikosomatik hastalıklar) son bulur.
Kendi Hayatınızın Başrolü Olmaya Hazır Mısınız?
Kendinize üvey evlat muamelesi yapmayı bırakmak bir gecede olacak bir iş değildir. Bu, yılların getirdiği bir alışkanlığı kırma sürecidir. Ancak her gün kendiniz için atacağınız küçük bir adım, bu dengeyi değiştirecektir. Belki bugün, sadece canınız istediği için bir kahve içecek ve o sırada kimsenin sorununu dinlemeyeceksiniz. Belki bugün, kendinize ‘Aferin, bugün elinden geleni yaptın’ diyeceksiniz. Unutmayın ki, bu dünyada doğduğunuz andan öldüğünüz ana kadar yanınızda olacak tek kişi kendinizsiniz. Diğer herkes gelip geçiciyken, neden en sadık dostunuza, yani kendinize sırtınızı dönüyorsunuz?
Artık başkalarının beklentileri arasında kaybolmak yerine, kendi ihtiyaçlarınızın sesini duymaya başlayın. Kendinize gösterdiğiniz sevgi, başkalarına vereceğiniz sevginin kalitesini de artıracaktır. Siz bir ‘üvey evlat’ değilsiniz; siz kendi hayatınızın en kıymetli varlığısınız. Kendinize can kurban olmayı öğrendiğinizde, dünyanın da size karşı ne kadar cömertleştiğini göreceksiniz. Hayat, kendinizi ihmal etmek için çok kısa ve siz, sandığınızdan çok daha fazlasını hak ediyorsunuz.





