Bu hatayı yapmaya devam edersen asla huzur bulamazsın.

Eğer sürekli olarak başkalarının onayını arıyorsanız, asla gerçek huzuru bulamazsınız. Başkalarının beklentilerine göre yaşamak, kendi iç sesinizi susturmak demektir ve bu, derin bir tatminsizlik kaynağıdır. Kendi değerinizi dışsal onaylara bağladığınızda, özgürlüğünüzü kaybedersiniz. Gerçek huzur, kendi içinizde, kendi değerlerinize ve inançlarınıza sadık kalarak bulunur.

Bir Düşünür Der ki: “Kendi kendinize yetmediğiniz sürece, başkalarına bağımlı olursunuz.” – Epiktetos

Başkalarının Gözünde Mükemmellik Arayışının Tuzakları

Hayatımız boyunca farkında olmadan kendimizi sürekli bir başkalarının gözünde ‘iyi görünme’ yarışı içinde bulabiliriz. Bu, sosyal medyanın sunduğu kusursuz hayatlar imajından, ailemizin veya arkadaşlarımızın beklentilerine kadar pek çok farklı yerden beslenir. Ancak bu, görünüşte zararsız bir çaba gibi dursa da, aslında ruhsal sağlığımız için ciddi bir tehdit oluşturur. Başkalarının onayına bel bağlamak, kendi kimliğimizden uzaklaşmamıza ve sürekli bir yetersizlik hissine kapılmamıza neden olur. Kendimizi sürekli başkalarıyla kıyaslamak, bir.’), ‘content’: ‘Bu durum, özgüvenimizin zedelenmesine ve kendimizi yetersiz hissetmemize yol açar. Elbette ki sosyal ilişkilerimiz önemlidir ve sevdiklerimizle uyum içinde olmak bizi mutlu eder. Ancak bu uyum, kendi benliğimizi feda etmek anlamına gelmemelidir. Kendi değerimizi başkalarının takdirine bıraktığımızda, bir kukla gibi onların iplerine bağlı hale geliriz. Onların bir gülümsemesiyle yükselir, bir kaş çatmasıyla yıkılırız. Bu, sürdürülebilir bir mutluluk hali değildir.

Örneğin, Ayşe adında genç bir kadın düşünelim. Ayşe, sosyal medyada gördüğü ‘mükemmel’ hayatlar yüzünden sürekli olarak kendini yetersiz hisseder. Kendi hayatındaki sıradan anları, başkalarının paylaştığı gösterişli tatilleri veya başarılı kariyer hikayeleriyle kıyaslar. Bu kıyaslama, onu mutsuzluğa sürükler. Kendi hobilerine veya ilgi alanlarına zaman ayırmak yerine, sürekli olarak başkalarının ne düşüneceğini düşünerek hareket eder. Yeni bir kıyafet alır ama bunu paylaşırken aldığı beğeni sayısına göre kendini değerli hisseder. Bu, geçici bir tatmin sağlasa da, Ayşe’nin derinlerdeki huzursuzluğunu gidermez.

Dikkat: Başkalarının onayını sürekli aramak, kendi özgünlüğünüzü kaybetmenize ve tükenmişlik sendromuna yol açabilir.

Kendi İç Sesinizi Duymazdan Gelmenin Bedeli

Hepimizin içinde bir rehber vardır; sezgilerimiz, içgüdülerimiz, vicdanımız… Bu iç ses, bize neyin doğru, neyin yanlış olduğunu, neyin bize iyi gelip gelmediğini fısıldar. Ancak dışsal onay arayışına girdiğimizde, bu nazik fısıltıları duymayı bırakırız. Başkalarının fikirleri, istekleri ve beklentileri, iç sesimizin yerini alır. Bu, kendimizden kopuk bir yaşam sürmemize neden olur. Kendi kararlarımız yerine, başkalarının bizim için vereceği kararları bekleriz. Bu durum, hayatımızın kontrolünü başkalarına devretmek gibidir.

Mehmet Bey, kariyerinde yükselmek için sürekli olarak patronunun gözüne girmeye çalışır. Kendi ilgi alanları veya yaratıcılığını kullanabileceği alanlar yerine, patronunun istediği her şeyi sorgusuz sualsiz yapar. Mesai saatleri dışında da çalışır, hafta sonu toplantılarına katılır. Başlangıçta bu durum ona ‘başarılı’ bir çalışan imajı verse de, zamanla işinden soğur ve tükenmiş hisseder. Çünkü yaptığı iş, kendi tutkularıyla örtüşmüyordur. İçindeki ‘bu iş bana göre değil’ sesi, patronunun ‘aferin Mehmet’ sözleri tarafından bastırılır. Bir süre sonra, yaptığı her işten tatminsizlik duymaya başlar.

İpucu: Günlük birkaç dakika sessizce oturup kendi düşüncelerinizi dinlemek, iç sesinizi güçlendirmenin harika bir yoludur.

Gerçek Benliğinizden Uzaklaşmak

Başkalarının beklentilerini karşılamak için gösterdiğimiz çaba, bizi gerçek benliğimizden uzaklaştırır. Zamanla, kim olduğumuzu bile unutabiliriz. Başkalarının bizi görmek istediği kişi haline geliriz. Bu, kimlik krizi yaşamamıza ve kendimizi yabancılaşmış hissetmemize neden olur. Kendi değerlerimizi, hayallerimizi, tutkularımızı bir kenara bırakırız. Sanki bir maske takmışız gibi yaşarız ve bu maskeyi ne kadar uzun süre takarsak, gerçek yüzümüzü o kadar unuturuz.

Elif, ailesinin ısrarıyla istemediği bir bölümde üniversite okur. Ailesi için ‘iyi bir evlat’ olmak, onların gurur kaynağı olmak onun için her şeyden önemlidir. Ancak derslerde zorlanır, motivasyonu düşer ve kendini mutsuz hisseder. Kendi içindeki sanat tutkusunu bastırır, çünkü ailesi sanatın ‘garanti’ bir meslek olmadığını düşünür. Okul bittikten sonra, ailesinin istediği bir şirkette işe başlar ancak bu iş de onu tatmin etmez. Elif, sürekli olarak ‘ben kimim?’ sorusuna cevap arar. Çünkü yıllarca başkalarının istediği kişi olmaya çalıştığı için kendi gerçek kimliğini keşfedememiştir.

Başkalarının Onayını Aramak Neden Huzursuzluk Verir? Sonuçları
Kendi Değerinizi Başkalarına Bağlar Özgüven Kaybı ve Sürekli Yetersizlik Hissi
İç Sesinizi Bastırır Yanlış Kararlar ve Pişmanlıklar
Gerçek Benliğinizden Uzaklaştırır Kimlik Krizi ve Kendini Yabancılaşma
Enerjinizi Tüketir Tükenmişlik ve Mutsuzluk

Değişim Başlangıcı: Kendini Kabul ve Öz Şefkat

Bu kısır döngüden çıkmanın ilk adımı, kendimizi olduğumuz gibi kabul etmektir. Kusurlarımızla, hatalarımızla, eksiklerimizle… Kendimizi kabul etmek, başkalarının bizi nasıl gördüğüyle ilgili endişelerimizi azaltır. Kendimize karşı şefkatli olmak, hata yaptığımızda kendimizi acımasızca eleştirmek yerine, bir arkadaşımıza göstereceğimiz anlayışı kendimize göstermektir. Bu, içimizdeki yargıcı susturmak ve kendi kendimize iyi bir dost olmaktır.

Can Bey, iş hayatında yaptığı bir hata yüzünden aylarca kendini yiyip bitirir. Kendisine sürekli olarak ‘aptal’ ve ‘beceriksiz’ gibi kelimelerle hitap eder. Ancak bir gün, bir arkadaşının ona destek olmasıyla farkındalığı artar. Kendisine karşı daha nazik olmayı öğrenir. Hatanın bir öğrenme fırsatı olduğunu kabul eder. Kendisine ‘Bu hata bir ders oldu, bir dahaki sefere daha dikkatli olurum’ demeye başlar. Bu küçük değişim, onun üzerindeki baskıyı azaltır ve yeniden motive olmasını sağlar.

Şimdi Dene: Bugün, kendinize karşı en az bir kez olumlu bir cümle söyleyin. Örneğin, ‘Bugün elimden gelenin en iyisini yaptım’ gibi.

Kendi Değerinizi İçselleştirmenin Gücü

Gerçek huzurun anahtarı, değerinizi dışarıda değil, içeride bulmaktır. Kendi yeteneklerinize, başarılarınıza, karakterinize ve yaşadığınız deneyimlere odaklanın. Başkalarının ne düşündüğü, sizin değerinizi belirlemez. Siz değerlisiniz çünkü varsınız, çünkü kendisiniz. Kendi içsel pusulanızı takip ettiğinizde, başkalarının onayına ihtiyacınız kalmaz. Kendi kararlarınızla hareket eder, kendi başarılarınızla gurur duyar ve kendi hatalarınızdan ders çıkarırsınız.

Zeynep Hanım, yıllarca bir ilişki içinde kendini ezdirir. Eşinin sürekli eleştirilerine maruz kalır ve kendini değersiz hisseder. Ancak bir gün, kendi ayakları üzerinde durabileceğini fark eder. Kendi yeteneklerini geliştirir, yeni bir iş kurar ve kendi parasını kazanmaya başlar. Bu süreçte, eşinin onayına ihtiyacı kalmadığını anlar. Kendi gücünü keşfettiğinde, başkalarının onu nasıl gördüğünün bir önemi kalmaz. Kendi değerini içselleştirdiği için artık huzurludur.

Uzman Görüşü: Öz değer, başkalarının size verdiği değerle değil, sizin kendinize verdiğiniz değerle ölçülür. Bu içsel değer, dışsal faktörlerden bağımsızdır ve gerçek tatminin temelini oluşturur.

Huzurlu Bir Yaşam İçin Adımlar

Başkalarının onayını arama alışkanlığını kırmak bir süreçtir ve sabır gerektirir. Ancak bu yolda atılacak adımlar, size daha özgür ve huzurlu bir yaşamın kapılarını aralayacaktır.

  1. Farkındalık Geliştirin: Kendinizi ne zaman başkalarının onayını ararken bulduğunuzu fark edin. Bu tetikleyicileri belirleyin.
  2. İç Sesinize Kulak Verin: Kararlar alırken ilk aklınıza gelen düşünceyi ve hissi dinleyin. Başkalarının ne diyeceğini düşünmeden önce kendi isteğinizi sorgulayın.
  3. Kendinize Şefkat Gösterin: Hata yaptığınızda kendinizi acımasızca eleştirmek yerine, kendinize anlayışlı ve destekleyici olun.
  4. Küçük Başarıları Kutlayın: Kendi çabalarınızla elde ettiğiniz küçük zaferleri fark edin ve kendinizi takdir edin.
  5. Sınırlarınızı Belirleyin: Başkalarının sizden ne beklediği konusunda net sınırlar çizin ve bu sınırlara sadık kalın.
  6. Kendinize Zaman Ayırın: Sizi neyin mutlu ettiğini keşfetmek ve kendinizle bağlantı kurmak için düzenli olarak kendinize zaman ayırın.
Biliyor muydunuz? Psikologlara göre, başkalarının onayını sürekli arayan kişilerde anksiyete ve depresyon belirtileri daha sık görülür.

Gerçek Huzur Sizin İçinizde

Unutmayın, gerçek huzur dışarıda bir yerde bulunmaz. O, sizin içinizde mevcut olan bir durumdur. Başkalarının onayına olan ihtiyacınızı azalttığınızda, kendi değerinizi içselleştirdiğinizde ve kendinize şefkat gösterdiğinizde, o derin ve kalıcı huzuru bulacaksınız. Bu yolculukta kendinize karşı sabırlı ve nazik olun. Çünkü siz, başkalarının onayına muhtaç olmayan değerli bir insansınız.

İlişki Tüyosu: Kendinize verdiğiniz değer, size verilecek değerin temelini oluşturur. Kendinizi sevdiğinizde, sizi seven insanları hayatınıza çekersiniz.

Herkesin Merak Ettiği O Sorular

Sürekli başkalarının ne düşündüğünü düşünmekten nasıl kurtulurum?
Bu alışkanlıktan kurtulmak zaman ve bilinçli çaba gerektirir. İlk adım, bu düşüncelerin ne zaman ortaya çıktığını fark etmektir. Ardından, bu düşünceleri sorgulayarak ‘Bu düşünce ne kadar gerçekçi?’ veya ‘Bu düşünce bana ne kazandırıyor?’ gibi sorular sorun. Kendinize karşı nazik olmayı ve iç sesinize kulak vermeyi pratik edin. Küçük başarılarınızı kutlamak ve kendi değerinizi içselleştirmek de bu sürece yardımcı olacaktır.
Kendi başıma karar almaktan korkuyorum, ne yapmalıyım?
Karar alma korkusu genellikle geçmişte alınan yanlış kararlardan veya başkalarının olumsuz tepkilerinden kaynaklanır. Kendinize güveninizi artırmak için küçük ve risksiz kararlar alarak başlayın. Örneğin, öğle yemeğinde ne yiyeceğinize veya hangi filmi izleyeceğinize kendiniz karar verin. Kararlarınızın sonuçlarını objektif bir şekilde değerlendirin ve hatalardan ders çıkarın. Unutmayın, her karar bir öğrenme fırsatıdır.
Başkalarının onayını aramayı bıraktığımda yalnız kalır mıyım?
Hayır, tam tersine. Kendi değerinizi içselleştirdiğinizde, sizinle gerçekten ilgilenen ve sizi olduğunuz gibi kabul eden insanları hayatınıza çekersiniz. Sahte onaylar peşinde koşmak yerine, samimi ve derin ilişkiler kurarsınız. Kendi kendinizle barışık olduğunuzda, yalnızlık hissi azalır ve kendinize yetebilmenin verdiği huzuru yaşarsınız.
Kendimi ne kadar sevmeliyim ki bu ‘bencillik’ olmasın?
Kendini sevmek, bencillik değildir; aksine, sağlıklı bir yaşamın temel taşıdır. Kendinize iyi bakmak, kendi ihtiyaçlarınızı karşılamak ve kendinize değer vermek, başkalarına daha iyi hizmet edebilmenizi sağlar. Kendinize şefkat göstermek, başkalarına da şefkat gösterebilmenizin önünü açar. Önemli olan, dengeyi bulmaktır; hem kendinizi hem de çevrenizdekileri önemsemektir.
Başkalarının fikirleri benim için neden bu kadar önemli hale geliyor?
Bu durum genellikle çocukluktan itibaren öğrenilen bir davranış biçimidir. Aile, okul ve toplum tarafından ‘iyi çocuk’ veya ‘uyumlu birey’ olmak adına onaylanmaya teşvik ediliriz. Bu beklentilere uyum sağlamak, zamanla kendiliğinden gelişen bir davranış haline gelebilir. Ancak bu noktada, bu beklentilerin sizin gerçek mutluluğunuza hizmet edip etmediğini sorgulamak önemlidir.

anna

Psikoloji, motivasyon ve kişisel gelişim konularında yazılar kaleme alıyor. Yazılarında okuyucuların içsel güçlerini keşfetmelerine, farkındalıklarını artırmalarına ve yaşamlarına yeni bir bakış açısı katmalarına yardımcı olmayı amaçlıyor. İlham verici içerikleriyle hem düşünmeye teşvik ediyor hem de günlük hayatın zorlukları karşısında yol gösterici olmayı hedefliyor.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu