Hayatı Erteleye Erteleye Yaşamayı Unuttun, Nereye Kadar?
Sabah uyandığında ilk yaptığın şeyin ne olduğunu hiç düşündün mü? Muhtemelen telefonuna uzanıyor ve başkalarının hayatlarını izleyerek güne başlıyorsun. Kendi hikayeni yazmak yerine, başkalarının yazdığı hikayelerin seyircisi olmayı tercih ediyorsun. Bu basit alışkanlık bile aslında hayatını nasıl bir bekleme odasına çevirdiğinin en somut göstergesidir.
Bir gün her şeyin çok güzel olacağına dair o sarsılmaz inancın, aslında bugününü çalan en büyük hırsız olabilir. Sürekli bir varış noktasına odaklanırken, yolun kenarındaki çiçekleri ve rüzgarın tenindeki serinliğini gözden kaçırıyorsun. Hayat, takvimin üzerindeki kırmızı işaretli günlerden ibaret değildir. O, şu an aldığın nefeste ve parmaklarının ucundaki gerçeklikte saklıdır.
Ertelenmiş hayaller, tozlu raflarda bekleyen kitaplar gibidir. Onları okumaya niyetlenirsin ama hep daha önemli bir işin çıkar. Oysa o kitapların içinde senin ruhunu iyileştirecek cümleler gizlidir. Sen o rafa her baktığında sadece bir pişmanlık tortusu hissedersin.
Geçtiğimiz hafta vapurda yaşlı bir adamla sohbet etme şansım oldu. Bana seksen yılını anlatırken gözlerindeki o derin hüznü fark ettim. Yapamadıklarından değil, hep doğru zamanı beklediği için yapmadıklarından bahsediyordu. Doğru zamanın asla gelmediğini, sadece zamanın geçtiğini söylediğinde içimde bir yerlerin sızladığını hissettim.
Pek çoğumuz mükemmel koşulların oluşmasını bekliyoruz. Banka hesabımızda belli bir miktar para olduğunda, çocuklar büyüdüğünde veya emekli olduğumuzda yaşamaya başlayacağımızı sanıyoruz. Bu, bir tren istasyonunda hiç gelmeyecek bir treni beklemeye benzer. İstasyonun soğuk banklarında otururken, yanından geçen onlarca fırsat trenini görmezden geliyorsun.
Gerçek şu ki, hayat senin planlarına uyum sağlamak zorunda değildir. O kendi ritminde akıp giderken, senin ona eşlik etmeni bekler. Eğer sen kıyıda durup suyun ısınmasını beklersen, akıntının getireceği mucizeleri asla keşfedemezsin. Suya atlamak ve ıslanmak, hayatın tek gerçek kuralıdır.
Bir arkadaşım vardı, yıllarca dünyayı gezme hayali kurdu. Her sene bir engel çıktı; bazen iş yoğunluğu, bazen ailevi sorumluluklar, bazen de sadece korku. Geçen ay yanına gittiğimde artık gezmek için ne enerjisinin ne de o eski heyecanının kaldığını itiraf etti. Dizleri ağrıyordu ve artık konfor alanından çıkmak ona bir yük gibi geliyordu.
Bu hikaye sadece gezmekle ilgili değil, ruhun arzularıyla ilgilidir. Ruhun sana bir şeyler fısıldadığında onu susturmak için mantıklı bahaneler üretme konusunda ustayız. Zihnimiz bizi korumaya çalışırken aslında bizi görünmez bir hapishaneye mahkum ediyor. Güvenli alan dediğimiz o yer, aslında hayallerimizin mezarlığına dönüşebiliyor.
Kendi gözlemlerime dayanarak söylüyorum ki, en mutlu insanlar en kusursuz hayata sahip olanlar değildir. Onlar, kusurların içinde yaşamayı ve elindekilerle yola çıkmayı bilenlerdir. Bir ressamın tuvalin karşısında saatlerce düşünmesi ona bir eser kazandırmaz. Fırçayı eline alıp o ilk darbeyi vurduğunda yaratım süreci başlar.
Nereye kadar bu şekilde devam edebilirsin? İçindeki o boşluk hissini yeni eşyalar alarak veya sosyal medyada onaylanma arayarak dolduramazsın. O boşluk, yaşanmamışlıkların ve ifade edilmemiş duyguların yarattığı bir alandır. Kendine dürüst olmanın vakti geldi de geçiyor bile.
Ertelenen her karar, zihninde açık kalan bir sekme gibidir. Enerjini tüketir, odaklanmanı zorlaştırır ve seni sürekli bir yorgunluk haline sürükler. Tamamlanmamış işlerin yükü, o işleri yapmaktan çok daha ağırdır. Bir kez harekete geçtiğinde, o ağırlığın üzerinden kalktığını ve hafiflediğini göreceksin.
Bir keresinde kendi hayatımda radikal bir karar vermiştim. Herkesin güvenli bulduğu bir işi bırakıp yazarlığa odaklanmaya karar verdiğimde çevremdekiler dehşete düşmüştü. Korkmuyor muydum? Elbette korkuyordum ama ertelemenin verdiği o yavaş ölüm hissi, başarısızlık korkusundan çok daha korkunçtu.
Nereden başlamalıyım?
Şimdi derin bir nefes al ve çevrene bak. Gördüğün her şey geçici ve bir gün yok olacak. Sen de dahil olmak üzere her şey dönüşüm halinde. Bu geçicilik seni korkutmasın, aksine özgürleştirsin. Madem her şey bitecek, o zaman neden kalbinin sesini dinlemek için hala bekliyorsun?
Ertelenen sevgiler, söylenmemiş güzel sözler, gidilmemiş yollar kalbinde birer yük olmasın. Sevdiğin kişiye onu sevdiğini söylemek için özel bir gün bekleme. Kendine bir kahve ısmarlamak veya parkta yürüyüş yapmak için işlerin bitmesini umma. İşler asla bitmez ama senin enerjin ve zamanın bir gün biter.
Samimiyetle söylüyorum ki, gerçek cesaret büyük kahramanlıklar yapmak değildir. Gerçek cesaret, her gün kendi gerçeğine sadık kalarak yaşamayı seçmektir. Toplumun, ailenin veya iş yerinin senden beklediği o kalıplara sığmaya çalışırken kendi şeklini kaybediyorsun. Kendi rengini dünyaya yansıtmaktan çekinme.
Bir gün aynaya baktığında, o yabancının sana gülümsemesini istiyorsan bugün bir şeyler yapmalısın. Sadece düşünmek yetmez, eylem gerekir. Düşünceler bulutlar gibidir, gelir ve geçerler. Eylemler ise toprağa ekilen tohumlar gibidir, meyve verirler.
Gerçekçi olalım; hayat her zaman toz pembe olmayacak. Zorluklar, engeller ve hayal kırıklıkları kapını çalacak. Ancak bu zorlukların ortasında bile yaşamın tadını çıkarma becerisi geliştirebilirsin. Bir yağmurun altında ıslanırken söylenmek yerine, suyun bereketini hissedebilirsin. Bakış açını değiştirdiğinde, dünyan da değişmeye başlar.
Hayatı ertelemek, aslında kendinden kaçmaktır. Kendinle yüzleşmekten, potansiyelinden ve belki de ışığından korkuyorsun. Oysa o ışık sönmek için değil, parlamak için orada duruyor. İçindeki o sönmeyen ateşi körüklemek senin elinde.
Bu yazıyı okumayı bitirdiğinde, ilk yapacağın şey telefonunu bir kenara bırakmak olsun. Pencereyi aç ve içeri giren havayı ciğerlerine çek. Sonra, uzun zamandır ertelediğin o küçük ama önemli adımı at. Belki birini aramak, belki bir kursa yazılmak, belki de sadece sessizce oturup ne istediğini düşünmek.
Unutma ki, sen bu hayatın başrol oyuncususun. Figüran gibi davranmayı bırakıp sahnenin tozunu yutmaya başlamalısın. Alkışlar veya yuhalamalar önemli değil; önemli olan o sahnede gerçekten var olabilmektir. Kendi performansını sergilemeden perdenin kapanmasına izin verme.
Ya başarısız olursam?
Her akşam başını yastığa koyduğunda, bugün gerçekten yaşadım diyebilmelisin. Sadece hayatta kaldım değil, gerçekten var oldum diyebilmek büyük bir lükstür. Bu lüksü elde etmek için paraya değil, sadece farkındalığa ve cesarete ihtiyacın var. Kendi hayatının mimarı sensin ve her an yeni bir temel atabilirsin.
Gözlemlediğim bir başka gerçek ise insanların yaşlandıkça sadece pişmanlıklarını biriktirdiğidir. Keşke daha çok gülseydim, keşke daha çok risk alsaydım, keşke sevdiklerimle daha çok vakit geçirseydim. Bu keşkelerin içinde boğulmak istemiyorsan, iyikilerini biriktirmeye bugünden başla. İyikiler, hayatın gerçek hazineleridir.
Zamanın akışını durduramazsın ama o akışın içinde nasıl yüzeceğine karar verebilirsin. Akıntıya karşı kürek çekmek seni yorar, akıntıya kapılıp gitmek ise seni belirsizliğe sürükler. Kendi rotanı belirle ve rüzgarı arkana alacak şekilde yelkenlerini aç. Yolculuğun kendisi, varış noktasından çok daha değerlidir.
Sonuç olarak dostum, bu dünya üzerinde geçireceğin süre sınırlı. Bu gerçeği kabul etmek seni karamsarlığa değil, eyleme itmeli. Ertelediğin her saniye, aslında kendinden çaldığın bir saniyedir. Artık uyanma ve hayatın o muazzam dansına katılma vaktin geldi.
Nereye kadar erteleyeceksin? Cevap aslında çok basit: Hiçbir yere kadar. Çünkü yolun sonu göründüğünde, elinde kalan tek şey ertelemediğin anların olacaktır. Şimdi ayağa kalk ve yaşamaya başla. Çünkü hayat, sen onu yaşamaya cesaret ettiğinde gerçekten başlar.
Kendine bir şans ver. Hata yapma şansı, gülme şansı, yeniden başlama şansı. Sen tüm bunlara ve çok daha fazlasına layıksın. Sadece inan ve ilk adımı at. Gerisi çorap söküğü gibi gelecek ve sen o akışın içinde kendi mucizeni yaratacaksın.
Motivasyonumu nasıl korurum?
Yolun açık olsun, cesur yürek. Hayat seni bekliyor ve bu sefer sen onu bekletmeyeceksin. Her anın kıymetini bilerek, ertelemeden ve tüm samimiyetinle yaşa. Çünkü sen, yaşanmaya değer bir hayatın tek sahibisin. Bugün senin günün ve bu an senin anın.
Bu uzun ve derin yolculukta aslında yalnız olmadığını bil. Milyonlarca insan seninle aynı korkuları ve aynı erteleme döngülerini yaşıyor. Ancak sadece küçük bir azınlık bu döngüyü kırmayı başarıyor. O azınlığın içinde yer almak senin tercihin.
Gelecek, şu an ektiklerinin bir yansımasıdır. Eğer bugün hiçbir şey ekmezsen, yarın hasat bekleyemezsin. Umutlarını gerçeğe dönüştürmek için ter dökmen, emek vermen ve en önemlisi zamanını feda etmen gerekir. Ancak bu feda ediş, seni sen yapan en asil eylemdir.
Şimdi bu satırları bitirirken kendine bir söz ver. Yarın değil, pazartesi değil, bir ara değil. Tam şu an, içinden geçen o ilk isteği gerçekleştir. Hayat ertelemeye gelmeyecek kadar kısa ve yaşanmayacak kadar değerli. Nereye kadar mı? Kendi zirvene ulaşana kadar.




